Diffüz malign plevral mezotelyoma (DMPM), plevra
(akciğer zarı), periton (karın zarı) ve perikart’ı (kalp
zarı) döşeyen seröz bir membran olan mezotelyum’da
gelişir, mezotelyum’u oluşturan mezotel hücrelerinden
köken alır.
Hastalığın
Sebebi:
Bugün için diffüz malign plevral mezotelyoma
(DMPM) etyolojisinde bilinen iki önemli neden, her ikisi
de mineral lif olan, asbest veya erionite ile temastır.
DMPM tanısı almış olguların, serilere göre değişmekle
birlikte, % 50-90’ında asbest teması olduğu
bildirilmektedir.
Asbest lifsi yapıda doğal fibröz bir
silikattır. İki ana gruba ayrılır: Amphibole ve
serpentine. İlk gruptaki asbest tipleri olan tremolite,
actinolite, amosite, crocidolite ve anthophyllite
lifleri, serpentine grubunda yer alan chrysotile tip
asbest liflerine göre daha uzun, daha sert ve biyolojik
yıkıma daha dayanıklıdır. Bu nedenle amphibole tip
asbest liflerinin biyolojik ortamlara daha riskli olduğu
öne sürülmüştür, ancak tüm asbest liflerinin
karsinojenik (kansere sebep olan) olduğu ve risk
getirdiği genel olarakkabul
edilir.
Fibröz bir yapı özelliğine sahip olan erionite
lifleri asbest liflerine göre çok daha güçlü
karsinojendir. Erionite köyleri olarak da adlandırılan
Ürgüp köylerinde yapılan kapsamlı bir çalışmada toplam
ölümlerin % 49’unun DMPM’ye bağlı olduğu
saptanmıştır.
Hastalığın
Sıklığı:
DMPM, normal popülasyon için oldukça ender olarak
beklenen bu tümördür; hiç asbest veya mineral lif teması
tanımlanamayan bir popülasyonda görülme sıklığı, bir yıl
için, milyonda 1 ila 2.2 arasında bildirilmektedir.
Normal popülasyon dışında asbest ile doğrudan temas
eden, yani üretim –
işleme işinde çalışan işçilerden oluşmuş kişilerde
hastalık sıklığı daha yüksektir; 19 – 122.4/100,000
kişi-yıl arasında değerler rapor edilmiştir. Eskişehir ili
çevresindeki köylülerden oluşan bir grupta yapılan bir
çalışmada, ortalama yıllık mezotelyoma sıklığı erkekler
için 114.8/100,000 kişi-yıl, kadınlar için 159.8/100,000
olarak belirlendi.
Erionite ile temasın olduğu Kapadokya bölgesinin
bazı köylerinde DMPM oranı çok yüksektir. Yöreye ait,
konuyla ilgili tanınan bir köyde doğup büyüyen
kişilerden oluşan bir grupta ortalama yıllık mezotelyoma
sıklığı erkeklerde 298.1, kadınlarda 400.9/100,000
kişi-yıl olarak bulunmuştur; söz konusu bu değerler
dünyada belirlenen en yüksek DMPM insidens rakamlarıdır.
Asbest Nerede
Bulunur?
Asbest doğal bir fibröz silikat olduğundan
yeryüzünün bir çok yerinde toprak örtüsünde birikimler
halinde bulunur. Uzun yıllar boyu sosyo-kültürel seyir,
asbest karışımlı toprağın yoğun bulunduğu yerlerdeki
kırsal alan yaşayanlarının bu toprağın ısı ve su
yalıtımı özelliklerini öğrenmelerine ve kullanmalarına
fırsat vermiştir. Böylece, “aktoprak” veya ülkemizin
bazı yerlerinde kullanılan adıyla “çorak” olarak
adlandırılan bu toprak, ısı ve su yalıtımı amacıyla
evlerin çatısında örtü, duvarlarında sıva-badana
amacıyla yaygın olarak kullanılmıştır.
Söz konusu toprağın 1960 öncesi yıllarda
kullanımı çok yaygındır; bölgelerdeki kasaba evlerinde,
hatta bazı illerin kenar mahallelerinde dahi bu tip
toprağın köylerden getirilerek kullanıldığı bilinir.
Asbest ile çevresel temas olarak bilinen bu temas şekli
1980’li yılların sonuna dek bazı bölgelerimizde yoğun
biçimde devam etmiştir. Türkiye’de temasın en yoğun
olduğu bilinen kırsal alanları kapsayan iller Eskişehir, Kütahya, Bilecik,
Yozgat, Sivas, Diyarbakır’ dır. Ulaşım
imkanlarının artması ile kullanımı giderek kireç ile yer
değiştirmiş, 1990’lara doğru belirgin ölçüde azalmıştır.
Ancak halen bazı yörelerin köylerinde kullanımı ve
dolayısıyla oralarda asbest teması devam etmektedir.
Kırsal alanda, aktoprağın kontamine olduğu asbest lifleri
ise esas olarak tremolite veya
actinolite’dir.
Hücre Tipleri:
DMPM'nın üç hücre tipi vardır. Bunlarınm büyük
çoğunluğunu -yaklaşık % 50- epitelyal tip oluştururken,
ikinci sırayı bifazik tip alır. Yaklaşık % 30 civarında
bir oranla görülür. Sarkomatöz tipin görülme oranı ise %
10-20 arasındadır.
Hastalık
Şikayetleri:
En sık rastlanan yakınmalar “nefes darlığı” ve
“göğüs ağrısı” dır. Nefes darlığı akciğer zarı boşluğuna
su birikmesine veya zarın kalınlaşmasına bağlı gelişir.
Ağrı sıklıkla göğüs yan duvarı üzerinde, yayılan tarzda
ve künt bir nitelikdedir. Nadiren batıcı tarzda da
olabilir. Bu yakınmalardan sonra, daha az oranda da olsa
tüm vücudu etkileyen şikayetler (ateş, terleme,
halsizlik, kilo kaybı,..) başgösterir. Diğer sistemlere
ait bulgular, başvuruda oldukça nadirdir, bunlar da esas
olarak tümörün bölgesel yayılması ile ilgilidir; örneğin
“yutma güçlüğü”, “karında şişlik / sıkıntı hissi”. Söz
konusu bu yayılım yakınmaları hastalığın ilerlediği
dönemde hemen her hastada belirginleşir. Hastalarda
şikayetlerin başlangıcından ilk başvuruya kadar geçen
süre bir kaç haftadan 8 aya kadar değişmekle birlikte,
genellikle 3 ay
civarındadır.
Radyolojik
Bulgular:
Bilgisayarlı toraks tomografisi (BTT), DMPM
kuşkulu her olguda artık olağan kullanılan bir
radyolojik yöntemdir. BTT bulgularındaki bazı özellikler
tanıyı destekler. Bunlar sırasıyla: 1. Akciğer zarındaki
tutulumun çepeçevre olması (tüm plevral yüzeylerin
tutumu), 2. Mediastinal plevral tutulum, 3. Akciğer
zarındaki kalınlaşmanın 1 cm’den daha fazla olması.
Ayrıca göğüs duvarı, perikart (kalp zarı), mediasten
yumuşak doku,
diyafram, diyafram altı tutulumlar da DMPM’nın
yayılımına uygun olarak ortaya çıkabilecek bulgulardır.
Manyetik rezonans görüntüleme yöntemi, DMPM tanı ve
izleminde, bazı özel durumlar hariç, BTT’ne göre daha
üstün ve gerekli değildir.
Kesin Tanı Nasıl
Konur?
Bütün tümörlerde olduğu gibi DMPM’da da tanı
histopatolojik incelemeye dayanır. DMPM tanısı için
hücre veya doku örneği alımında kullanılan dört yöntem
vardır: Plevral sıvı sitolojik incelemesi, kapalı plevra
iğne biopsisi (KPİB), torakoskopi ve
torakotomi.
Torakoskopi’ nin en önemli avantajı plevral
yüzeylerin - patolojik değişikliklerin görülebilmesine
imkan vermesidir. Torakoskopi aracılığıyla hastalıklı
bölgeyi görerek, yeterli büyüklükte ve çok sayıda doku
örneği alınabilir.
Yaşam
Beklentisi:
DMPM’da yaşam beklentisi, genel olarak iyi
değildir. Geniş hasta serilerinde yaşam süresi 6–17 ay
arasında, ortalama 12 ayın altında
verilmektedir.
Tedavi:
DMPM'da tek tedaviler genellikle etkili değildir.
Sadece kemoterapi ve radyoterapinin etkinliği
sınırlıdır. Hastanın uzun süre sağkalımını sağlayabilen
tek seçenek multimodal tedavidir.
Multimodal tedavi cerrahi, kemoterapi ve
radyoterapinin birleştirilerek uygulanmasına denir. Bu
konuda dünyadaki en büyük iki seri New
York ve Boston'dan
yayınlanmıştır. Rusch ve ekibinin 88 hastalık
serilerinde 62 hastaya ekstraplevral pnömonektomi
uygulanmış ve diğer 26 hastaya plörektomi ve
eksplorasyon yapılmıştır. Cerrahiye bağlı ölüm oranı
%8’dir ve ameliyattan sonra yüksek doz hemitorasik
radyoterapi uygulanmıştır. Erken teşhis edilen
hastalarda ortalama yaşam süresi 34 ay olmuştur.
Sugarbaker’ın yapmış olduğu 183 hastalık
çalışmada ise tüm hastalara ekstraplevral pnömonektomi
ve postoperatif kemoradyoterapi uygulanmıştır. 2 yıllık
sağkalım %38, 5 yıllık sağkalım %15’tir. Medyan sağkalım
19 aydır. Prognozu etkileyen faktörler lenf nodu
tutulumu, tam rezeksiyon ve epitelyal histolojidir. Lenf
nodu tutulumu olmayan, tam olarak rezeke edilmiş
epitelyal mezotelyomalarda (31 hasta) 5 yıllık sağkalım
%46’dır ve medyan sağkalım 51
aydır.
Ekstraplevral pnömonektomi hastalıklı taraftaki
tüm akciğeri çevreleyen kalınlaşmış zar dokusu, kalp
zarı ve diyafram kasının tamamen çıkarılması
demektir.
Bizim kliniğimizde uyguladığımız protokolde ise
ekstraplevral pnömonektomi, ameliyat sonrası yüksek doz
radyoterapi ve kemoterapi uygulanmaktadır ve bu şekilde
2 yıllık süreçte 14 hasta tedavi edilmiştir.