|
Türk Ameliyat
Tarihi
Türkler
de ameliyatlar 14. y.y. da başlamıştır. Ve günümüze
kadar ulaşan başarılı bir tarihe sahiptir. Ameliyatlar
özellikle cerrahi müdahaleler söz konusu olduğun da ön
plana çıkmıştır. Şu anda Türkiye’de bulunan
ameliyathaneler Avrupa standartlarındadır. Bu sunum
da Türk
ameliyat tarihinde Göğüs Cerrahisini ve Dünyadaki tıp
gelişmelerinin Türkiye’de olan etkisini yazılı ve görsel
olarak ele alacağım.
İnsanlık
tarihinde Hipokrat tan beri hekimler cerrahi
müdahalelerden hep kaçınmışlar hastaya zarar verme
endişesi ile mecbur kalınmadıkça girişimsel yolları
tercih etmemişlerdir.Hipokrat’ın hekimlere tavsiye
ettiği ‘öncelikle hastaya zarar verme’ ilkesi hep esas
amaç olarak alınmıştır. Cerrahi işlemlerden kaçınma
kaygısı insan anatomisinin bilinmez ve karmaşık yapısı
yanında
strelizasyon, asepsi (mikroptan arınmış)
,antisepsi(mikrobu öldürülmüş) kavramlarının
bilinmemesindendir.
Mikrop
kavramının 19.yüzyılın sonlarına kadar bilinmemesi
enfeksiyonlara karşı mücadelede insanları çaresiz
kılıyordu. İlk mikropların varlığı 19.yüzyılın
sonlarında gösterildi. İlk antibiyotiğin 2.dünya savaşı
sonlarında bulunduğunu hesaba katarsak 20.yüzyılın
ortalarına kadar bütün ameliyatlar mikroplara karşı
savunmasız hastaların üzerinde yapılıyordu. Mikropların
varlığı öğrenilene kadar cerrahlar ameliyatlarını çıplak
elle normal oda ortamlarında
yaparlardı.

Şekil
1-Tuffier'ın steril olmayan ortamda gerçekleştirdiği bir
operasyon
Türkiyede
de 19.yüzyıl sonuna doğru Cemil Topuzlu Paşa steril olmayan
ortamlarda benzer ameliyatlar gerçekleştirmiştir. 1905
de Osmanlıca olarak yazdığı observationes medicales adlı
kitabında akciğerin dev bir kist olgusunu nasıl açık
drenajla(boşaltma) tedavi ettiğini anlatır. Ayrıca bazı
hastalarında ana bronşa kaçan iğnenin soluk borusuna
açtığı delik yoluyla çıkardığını belirtir. Bu dönemlerde
hamidiye etfal hastanesi 1906 yıllığında
bronkoskopi(hava yolarının gözlemlenmesi) işlemi
anlatırlır.
Türkiye’de
Göğüs cerrahisi
Dünyada
göğüs cerrahisi iki dünya savaşı ile birlikte gelişim
göstermiş bir özel ihtisas dalıdır. Göğüs cerrahisinin
diğer cerrahi branşlardan ayrı olarak gelişimini dünya
savaşlarına kadar yavaş yapmasının sebebi göğüs
kafesinin çok özel anatomik ve fizyolojik mekanizmalara
sahip olmasıdır. Bu mekanizmaların dünya savaşları ile
birlikte anlaşılır olması göğüs cerrahisinde de önemli
gelişmeler kat edilmesinde önemli rol
oynamıştır.
Akciğer
hastalıklarında ciddi cerrahi girişimler ancak 2.dünya
savaşından sonra başlamıştır. Akciğerin bir kısmının
anatomik olarak kesip çıkarılması göğüs kafesinin
içindeki fizyomekanik yapının da çözülmesi ile başarıya
ulaşmaşltır. Tüm bunlar diğer cerrahi branşlardaki
gelişmelerin yanında çok yavaş kalmıştır.
Antibiyotiklerin 2.dünya savaşında sonra bulunması bu
gelişmeyi engelleyen sebeplerden bir
diğeridir.
Şekil
1- Göğüs kafesinde iltihap oluştuğu zaman doktorun bunu
boşaltmak için iğne yaparken
görüntüsü.

Bilimsel
anlamda tıp dendiği zaman akla Hipokrat(460-355 İ.Ö.)
Şekil 2 gelir. Hipokrat ilk olarak abseyi tarif
eden ve tedavisinin bu absenin cerrahi olarak ameliyatla
boşaltılması ile olacağını gösteren kişidir. Abse eğer
göğüs kafesi içinde gelişirse bunu adı
ampiyemdir(iltihap). Göğüs kafesi içinde iltihap
geliştiği zaman buraya iğne ile girilebileceğini ve
hastanın bundan zarar görmeyeceğini Hipokrat o zamanlar
belirtmiştir. Şekil 1
Eski
hekimler savaşlar da göğsünden mızrakla yaralanan
insanların mızrak çıkarıldığı zaman kısa süerede
ölüceğini biliyorlardı

Şekil
2-hipokrat
Roma
döneminde Celsus (30 İ.S.) ve Galen (131-200 İ.S.) gibi hekimler
akciğerle ilgili ayrıntılu bilgi vermişlerdişr. Bu
dönemde de akciğerin en önemli hastalığı olan tüberküloz
yine doğal yöntemler ile tedavi edilmeye çalışılıyordu.
Roma döneminde sonra Fransızlarında katkısı sınırlı
kalmıştır. Bu dönemde özellikle 9.yüzyıllardan itibaren
İslam dünyasında ve orta doğu da önemli bilginler
yetişmiş dünya tıp literatürüne değerli bilgiler
kazandırmışlardır. Bunlardan en meşhur türk hekimi ibn-i
sina(980-1037) dır. Şekil 3 (“El –Kanun fit-tıb”
ismi ile anılan bir eser yazmış birçok dile
çevrilmiştir.

Şekil
3- İbn-i Sina
İbn-i
Sina dan 2.yüzyıl sonra İbn-i Nefs (1210-1288) küçük
dolaşımı tarif etmiştir. Küçük dolaşım kirli kanın
kalpten akciğerlere giderek temizlenmesi ve aynı şekilde
temiz kanın akciğerlerden kalbe dönmesidir. Avrupada
küçük dolaşımı 3 asır sonra Michael Servetus (1509-1553)
tarafından tekrar tarif
edilmiştir.

Şekil 4- Michael
Servetus
Fakat
hem kiliseye hem de klasik tıbbi bilgilere karşı gelmesi
dolayısı ile , Servetus 1553’te kilise tarafında ölüme
mahkum edilierek, canlı olarak yakılmıştır.
14.yüzyılda
cerrahiyetül haniye kitabını yazarak fatih sultan
mehmete sunan şereffedin sabuncuoğlu kitapta ilk defa
türk-islam tarihinde resimli cerrahi şekiller çizmiş ve
yazmıştır.

Şekil
5- Şerefeddin Sabuncuoğlu
Batı
dünyasında cerrahinin babası olarak bilinen Ambroise
Pare, zamanın dört kralının özel hekimliğini
yapmış ve cerrahi yaraların tedavisinde eskiden
uygulanan dağlama yöntemini terk ederek; yumurta akı,
gül yağı ve bazı bitkilerden oluşan bir karışım
kullanmıştır. Benzer karışımlar hem Zahravi hem
Sabuncuoğlunun yazılarında da
bulunmaktadır.

Şekil
6- Ambroise Pare

Şekil
7- Pare'nın bir takım aletleri
Özellikle
16. yuzyıldan sonra Batı dünyasında tıbbi bilgi
düzeyinde bir patlama olmuş ve keşifler arka arkaya
gelmiştir. William Harvey (1578–1657 kalp-damar dolaşımı
ayrıntılarıyla açıklamış, Vesalius (1517–1564) insan
kadavralarını diseksiyon(ayrıntılı inceleme) ile
incelemiş ve bir anatomi atlası
yazmıştır.

Şekil
8- Steteskop
Rene Laennec
(1781–1826) 1819’da steteskopu(akciğer seslerini
dinlemek için kullanılan alet) Şekil
8 bulmuş ve özellikle akciğer kanseri,
bronşektazi(akciğer hava yollarının iltihaplı hastalığı)
ve tüberküloz bulgularını yayınlamıştır. Ne yazık ki
kendisi genç yaşta akciğer tüberkülozundan
ölmüştür.
20.yüzyılın
ortalarına kadar akciğer tüberkülozunun tıbbı olaral
tedavisi mümkün değildi. Sultan II. Mahmut 40 yaşlarında
tüberküloz nedeni ile ölür. Bu dönemde 1826’da
istanbul’da
(Mekteb-i Tıbbiye-yi Aliyye-i Şahane) adı ile
modern bir tıp fakültesi kurulur. Batı dünyasında da tıp
alanın da gelişmeler hızlı bir şekilde
ilerlemektedir.
19.yüzyılın
sonunda tüberküloz mikrobu bulunduktan sonra tüberküloz
ilaöçlarının keşif edilidiği 1945 yılarına kadar
tüberkülozun akciğerde yaptığı hasarlar değişik cerrahi
methodlar ile hiçbir sterilizasyon , asepsi ve antisepsi
kurallarına uyulmadan uygulanıyordu. Bu yöntemler
dünyada olduğu gibi türkiyede de 1900 lerden itibaren
uygulanıyordu. . Hem Hamidiye Etfal Hastanesi’nin
(Şimdiki Şişli Etfal Hastanesi)
yıllıklarında,

Şekil
9-Hamidiye Etfal
hem de Ahmet
Burhanettin Toker’in 1927’de kaleme aldığı “Akciğer
Tederrununun Cerrahi Tedavisi” (Akciğer Tüberkülozunun
Cerrahi Tedavisi) kitabında yöntemin kullanıldığına
ilişkin kayıtlar mevcuttur.

Şekil
10-Sterilizasyon
1945
lerde antibiyotikler bulunduktan sonra insanlara
mikrobun ameliyat yolu ile kolayca bulaşabileceği ve
bunun da sterilizasyon Şekil 10 (ameliyatta
kullanılıcak aletlerin mikroptan arındırılması), asebsi
,antisebsi
Şekil 11 (ameliyat sahasının hekimin
ellerinin ve ameliyathane ortamının mikroptan
temizlenmesi) metotları ile engellenebileceği
öğrenilmiştir.

Şekil
11- El yıkama
Bu
dönemden sonra bütün cerrahi müdahalelerde olduğu gibi
göğüs cerrahisinde de artık ameliyatlar steril edilmiş
odalar da steril aletlerle ve asepsi,antisepsi
kurallarına maksimum uyarak yapılmaya başlanmıştır.
Şekil 12

Şekil
12- Modern operasyon
Bu
kurallara uyulmadan yapılan ameliyatlarda, ameliyat
riskinin ötesinde hastalar ameliyattan sonra büyük oran
da enfeksiyon ve enfeksiyon komplikasyonlardan
ölmekteydiler. Modern kuralların uygulanması ile
birlikte akciğer ameliyatlarından sonra enfeksiyon
oranları yüzde birin altına düşmüştür. Bu kurallar
sayesinde hastalara ameliyat öncesi koruyucu
anti-biyotik bile vermeye gerek kalmamıştır.
1985
lere kadar göğüs duvarı çöküklüğü olan hastalarda
(kunduracı göğsü) göğüs duvarnın düzeltilmesi bütün
göğüs duvarında ki eğri kemik ve kıkırdakların tamamen
çıkartılması ve yeni kemik ve kıkırdak oluşumunun
beklenmesi ile oluyordu. Bu ameliyata ravitch adı
verilmişti.

Şekil
13- Ravitch operasyonu sonrası
Şekil
14- Ravitch ameliyatı esnasında
1985
lerde Amerikada Bir pediyatrik cerrah olan Donald Nuss
Şekil
15 minimal invaziv bir ameliyat yöntemi olan ve kendi
adı ile anılan Nuss ameliyatını geliştirmiştir. Bu
ameliyat göğüs duvarı eğri olan çocukların eğri
kemikleri içerden yerleştirilecek bir metal ile
düzeltileceği mantığı üzerine kurulmuştur. Göğüs
kafesinin düzelmiş hali var sayılarak göğüs kafesi şekli
verilmiş steril çelik bar ameliyatta optik
teknolojisinin gelişmesi ile torakoskop şekil 16
yardımı ile göğüs kafesinin içine girilerek kalbin
önünden eğri kemiklerin arkasından Şekil 17
geçirilmiş ve bu ameliyat sırasında düzeltilerek göğüs
kafesinin düzgün hale gelmesi sağlanmıştır. Şekil
18
Çelik barın her iki ucu cilt altında
oluşturulmuş tünele yerleştrilierek
dikilmiştir.

Şekil
15- Donald Nuss
Şekil
16-Torakoskopi işlemi

Şekil
18- Nuss ameliaytı öncesi ve

sonrası

Şekil
17-Çelik barın yerleştirilmesi için kalbin önünden
ekstrafor geçiriliyor.
Ravitch
ameliyatının 4-6 saat sürdüğü ve bir çok kemiğin
kesilmesi
gerektiği göz önüne alındığında Nuss ameliyatının
bu alanda bir devrim niteliğinde olduğu aşikardır. Nuss
ameliyatı 45 dakika sürmekte, ameliyat sırasında hiçbir
kemik yada kıkırdak kesilmemektedir. Son 2 yıldır
Türkiyede de bu devrim niteliğindeki ameliyat
yapılmaktadır.
Optik
teknolojisindeki gelişme bu ve buna benzer ameliyatların
yapılabilirliğini arttırmış ,ameliyat süreleri daha kısa
başarılar daha yüksek komplikasyonlar daha az olmaya
başlamıştır. Optik teknoloji ameliyathanelerde olan en
önemli değişimlerden biridir. Bu sayede hasta üzerinde
büyük yarıklar açmadan,küçük kesikler ile ameliyatlar
yapılabilir hale gelmiştir. Optik teknolojideki
gelişmeler ile hastanın yanına gitmeden robotik cerrahi
ile hasta ameliyat edilebilmektedir. Bu yöntem ile başka
bir kentteki hasta başka bir şehirdeki doktor tarafından
ameliyat edilir hale gelmiş
bulunmaktadır.

Şekil
19- Robotik cerrahi de Cerrah aleti çalıştırırken-
Ameliyat masası hazırlanıyor.

Şekil
20- Robotik Cerrahide hastanın karına aletlerin
yerleştirilmiş hali.
Robotik
cerrahide gelecekte beklenen uzay üssündeki hastalanan
bir astronotun herhangi bir ameliyatını dünyadaki bir merkezden
yapabilmektir. Bu daldaki görsel kültürdeki son
gelişmeler nano teknoloji ile insan vücudunda hiçbir
cerrahi müdahalede bulunmadan küçük bir kapsüle
yerleştirilecek olan ileri teknoloji ürünü aletlerle
hastalıklar teşhis ve tedavi edilebilecek. Günümüzden 30
yıl önce bir telefon açmak için katlanmak zorunda
olduklarımızı düşündüğümüzde hiçbir şeyin hayal
olmadığını anlamış oluyoruz. Teknolojideki baş döndürücü
gelişmeler hastalıkların daha kolay teşhis ve tedavi
edilmesine ve dolaylı olarak insan ömrünün uzamasını
sağlamaktadır. İnsanın iler ki yaşlarda karşılaşacağı
hastalıkların basit bir şekilde çözülmesi insan ömrünün
ortalamasını daha yukarı çekecektir. Bu insan oğlunun
verimli yaşlarının daha uzun sürmesi ve yaşadığımız
dünya ve ilerisi için daha verimli olacağı anlamına
geliyor.
Belki
gelecek teknolojide insanı bir yerden başka bir yere
ışınlarken hastalıklı genler ayrıştırılarak ışınlanacak
ve hastalıksız mükemmel insan ırkı ortaya çıkmış
olacaktır. Bundan 30 sene önce hayal olarak bakılan
şeyler nasıl bugün ki günlük yaşamımızda fark
edilmeyecek kadar hafif kalıyorsa bugün kurulan
hayallerde yarın gerçekleşecektir.
Kaynaklar
1.
Andreas P. Naef . The Story Of Thoracıc
Surgery.Milestones and Pıoneers-toronto
1990
2.
Mustafa Yüksel, Göksel Kalaycı. Göğüs Cerrahisi-İstanbul
2001
3.
Fahri Arel. Göğüs Cerrahisi –İstanbul
1964
4.
www.akciger.org
5. Tevfik İsmail
Gökçe. Heybaliada Sanatoryomu Kuruluş Ve Gelişimi.-
İstanbul
1924-1955
6
Raymond Hurt. The History of Cardiothoracic Surgery from
early Times
–New York 1996
Hazırlayan
Bora Yüksel
|